Betül Gökçe AKGÖL'ün 1 Nisan 2025 tarihli yazısı: Sosyal Medya ve Kimlik Krizi: Kendi Kimliğini Bulmak mı, Satmak mı?

Sosyal medya, günümüzün en güçlü iletişim aracı olmasının yanı sıra, bireylerin kendilerini nasıl tanımladıkları ve nasıl algıladıkları konusunda da büyük bir etkiye sahip. Facebook, Instagram, Twitter gibi platformlar, insanların her anını paylaştığı, anlık düşüncelerini ifade ettiği ve sosyal etkileşimlerini sürdürdüğü dijital arenalar haline gelmiş durumda. Ancak, bu dijital dünyada kimlik oluşturma süreci, bazıları için bir keşif yolculuğu, bazıları içinse bir satış stratejisine dönüşebiliyor. Peki, sosyal medya gerçekten kendi kimliğimizi bulmamıza yardımcı mı oluyor, yoksa sadece “satın alınabilir” bir kimlik yaratmanın aracı mı?

Sosyal medyada kimlik, yalnızca kişisel bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir pazarlama aracına dönüşmüş durumda. Birçok insan, dijital platformlarda kendini tanıtırken, yalnızca bireysel özelliklerini değil, aynı zamanda kendisini bir marka gibi sunma çabası içinde. Kendi fotoğraflarımızı, anılarımızı, başarılarımızı, hatta zaaflarımızı bile paylaşıyor, bunu yaparken de çoğu zaman en iyi versiyonumuzu sergileyerek onay bekliyoruz. Bu noktada, sosyal medyada var olmak, sadece kimliğimizi bulmak değil, başkalarına gösterebilmek için kimlik inşa etmek anlamına geliyor.

Birçok kişi, sosyal medyadaki kimliklerini oluştururken, çevrelerinden gelen beğeniler, yorumlar ve etkileşimlerle şekillenen bir geri bildirim döngüsüne giriyor. Bu da, bireylerin kimliklerini şekillendirirken, toplumsal onay ve takdir arayışına girmelerine neden oluyor. Ancak bu durum, gerçek benlik ile dijital kimlik arasındaki uçurumu da derinleştiriyor. İnsanlar, gerçek kimliklerinden farklı olarak, sosyal medyada beğeniler ve takipçiler elde etmek için daha çok “satılabilir” ve “çekici” kimlikler oluşturabiliyorlar.

Sosyal medyanın sunduğu filtreler, hem fiziksel hem de duygusal anlamda gerçek kimliğimizle olan bağımızı zayıflatabiliyor. Filtreler ve düzenlemeler, sadece dış görünüşümüzü değil, kişiliğimizi ve iç dünyamızı da şekillendiriyor. Bir fotoğrafın altına yazdığımız ince ince seçilmiş sözler, hikayelerde paylaştığımız özel anlar, aslında bizlere ait olmayan bir kimlik yaratma çabası mı yoksa kendimizi en iyi şekilde ifade etme isteği mi?

Dijital kimlik oluşturma süreci, kimliğimizi bulma çabasından daha çok, başkalarına nasıl göründüğümüzü yönetmeye dönüşüyor. Gerçekten kim olduğumuzdan çok, başkalarının bizi nasıl algılayacağı önemli hale geliyor. Bu da kimlik krizlerine yol açıyor, çünkü insanlar kendilerini ifade etme çabasında, zamanla kimliklerini kaybedebiliyorlar. Kendi benliklerini bulmaya çalışanlar, kendilerini başkalarına satmak için değil, yalnızca kim olduklarını keşfetmek için bu platformları kullanmalılar.

Sosyal medyada kimlik oluşturma süreci, kişisel bir keşif olmanın ötesine geçerek, bir tür kimlik “satışına” dönüşebiliyor. Özellikle influencer kültürünün yükselmesiyle birlikte, birçok kişi, takipçi kazanmak ve popülerlik elde etmek için kendi kimliğini birer ticaret aracına dönüştürmüş durumda. Kendi düşüncelerini, değerlerini, hatta duygusal durumlarını bile, sponsorlu paylaşımlar ve reklamlarla birer ticari mal haline getirebiliyorlar. Böylece, kimlik; sadece bir içsel keşif aracı olmaktan çıkarak, maddi kazanç sağlamanın bir yolu haline geliyor.

Bu durum, kimliğin ne kadar özgün ve özgür olabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Kimliğini “satmak” isteyen birey, bu süreçte kendini gerçek benliğinden uzaklaştırabilir. Birçok kişi, dijital dünyada izlenmek ve tanınmak için kimliklerini değiştirebilir, hatta toplumsal beklentilere göre şekillendirebilir. Bu, kimliğin satılması değil, kimliğin kaybedilmesi anlamına gelir.

Sosyal medyanın sunduğu fırsatlar, insanları kendi kimliklerini bulma konusunda cesaretlendirebilir. Ancak, aynı zamanda bu platformlar, kimliklerini başkalarına satma ve kendilerini başkalarına tanıtma çabası içine giren bireyler için bir kriz kaynağına dönüşebilir. Gerçek kimlik, yalnızca başkalarının onayına ihtiyaç duymadan var olabilen bir şeydir. Sosyal medyanın sunduğu ortamda, özgün bir kimlik yaratmak, bazen toplumsal baskılar ve etkileşimlerin gölgesinde kaybolabilir.

Sosyal medya, kimlik keşfi için bir araç olabilir, ancak bu aracın doğru kullanılması gerekir. Gerçek kimlik, yalnızca başkalarına “satılabilir” bir imaj yaratmak değil, insanın kendisini olduğu gibi kabul etmesiyle şekillenir. Kendi kimliğimizi bulmak, sadece sosyal medyada beğeniler toplamakla değil, içsel bir farkındalıkla mümkündür. Sosyal medya, kendimizi ifade edebileceğimiz bir platform olabilir, ancak kimliğimizi orada satmamamız gerektiğini unutmamalıyız.