Mehmet KÜÇÜKEKEN'in 4 Nisan 2025 tarihli yazısı: Ekonomi ve Politika

Ekonomi, toplumun en temel sorunlarına yanıt arayan bir disiplindir. Yoksulluk, işsizlik ve eşitsizlik gibi meseleler, ekonomik teoriler ve politikalar aracılığıyla ele alınır. 

Türkiye’de de bu sorunlar, son yıllarda artan enflasyon oranları, genç nüfustaki işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi güncel ekonomik zorluklarla daha da belirgin hale gelmiştir. Peki, hükümetler yaşam standartlarını nasıl yükseltebilir? Ekonomik çöküşlerden nasıl kaçınılır? İş dünyasının ve devletin rolleri neler olmalıdır? Ekonomik teoriler bu sorulara bazen yanıtlar sunar; ancak bu teorilere dayanarak politikalar üretmek, politika yapıcıların, siyasetçilerin veya onların yönlendirdiği teknokratların görevidir. 

Politikacılar ve Ekonomistler Arasındaki Fark 

Politikacılar ile ekonomistler arasındaki ayrım, kullandıkları dilde açıkça ortaya çıkar. Politikacılar genellikle “Şunu yapmalıyız” veya “Şunu taahhüt ediyorum” gibi normatif ifadeler kullanır. Bu ifadeler, inançları, değerleri veya vizyonları yansıtır. Örneğin, Türkiye’de bir politikacı “Enflasyonu düşürmeliyiz!” diyebilir. 

Öte yandan ekonomistler, “Eğer faiz oranlarını artırırsak, enflasyonun yüzde ... oranında azalması muhtemeldir” gibi pozitif ifadelerle konuya yaklaşır. Bu tür ifadeler, kanıtlara ve istatistiksel analizlere dayanır ve bilimsel bir karakter taşır. 

Türkiye’de bu fark, ekonomik politikaların şekillenmesinde sıkça gözlemlenir. Örneğin, kira kontrolü tartışmalarında politikacılar, sosyal adalet adına “Kiraları düşürmeliyiz!” diyerek normatif bir duruş sergilerken, ekonomistler “Kira kontrolü konut arzını azaltabilir ve piyasada dengesizliklere yol açabilir” gibi pozitif analizler sunar. Benzer şekilde, serbest ticaret konusunda da farklı yaklaşımlar ortaya çıkar. Ekonomistler, uzmanlaşma ve verimlilik artışı nedeniyle serbest ticareti savunurken, politikacılar yerli sanayiyi koruma veya ulusal güvenlik gerekçeleriyle ticaret engelleri koyabilir. 

Mehmet Küçükeken ve Makro İktisat Projeleri Ne Öneriyor? 

Türkiye’de ekonomik sorunlara yenilikçi çözümler sunma çabası içinde olan isimlerden biri Mehmet Küçükeken’dir. Küçükeken, makro iktisat alanında geliştirdiği İMECE, RESMİ ve GAYRİMENKUL projeleriyle politikacıların ve ekonomistlerin dikkatini çekmektedir. Dünya İktisat Tarihine altın harfler ile geçecek iktisat modellerini; ekonomide kısa vadede yeni nesil kalıcı çözümler üreten ve maliyetsiz uygulamalar getiren basit ve farklı icatlar olarak ortaya koyar. 

Atalarımızdan gelen Geçmiş Türk Ticaret Sisteminin izlerini taşıyan ve İslami Ticaret Modeli ile sentezlenmesi sonucu ortaya çıkan modelin günümüz ticaret sistemine entegrasyonu ile şekillenen İMECE Projesi (ÜRETİM MODELİ İÇ DİNAMİKLERİNDE ÇARPAN ETKİSİ OLUŞTURMA İLKELERİ İLE ARTAN İÇ TALEBİN GETİRDİĞİ REFAHIN MAKRO EKONOMİ ÜZERİNDEKİ POZİTİF YÖNLÜ SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME ETKİSİ), toplumsal dayanışmayı ekonomik kalkınmanın bir parçası haline getirmeyi amaçlar; bireyler ve topluluklar arasındaki iş birliğini teşvik ederek yerel ekonomileri güçlendirmeyi hedefler. 

RESMİ projesi, devletin ekonomik rolünü yeniden tanımlamayı ve kamu politikalarının etkinliğini artırmayı öngörür. Özellikle yastık altındaki değerli madenlerin ekonomiye kazandırılması ve katılım bankacılığının pazar payının artırılmasına katkı vermesi yanında kaydi para oluşumunu da en üst seviyede destekler. 

GAYRİMENKUL projesi ise, Türkiye’de konut piyasasındaki fiyat artışları ve erişim sorunlarına çözüm üretmeyi amaçlar. Bu projeler, Türkiye’nin ekonomik yapısına özgü sorunlara yönelik pratik ve yenilikçi yaklaşımlar sunar. Konut birim maliyetinin yüzde 60 oranında azaltılması projenin tek başına ortaya koymaya yeter sanırım. 

Ekonomik fikirlerin politika üzerindeki etkisini ünlü ekonomist John Maynard Keynes’in şu sözünde çarpıcı bir şekilde ifade edilir:  

“Pratik iş adamları, genellikle kendilerini entelektüel etkilerden muaf sanırlar; oysa çoğu zaman artık hayatta olmayan ekonomistlerin fikirlerinin kölesidirler.” 

Keynes, bu sözüyle ekonomik teorilerin, politikacılar ve iş dünyası tarafından fark edilmeden nasıl benimsendiğini vurgular. Nitekim Keynes’in fikirleri, ABD’de Roosevelt’in New Deal politikalarıyla hayata geçmiş ve dünya çapında yankı bulmuştur. Türkiye’de de ekonomik politikalar, geçmişten bugüne ekonomistlerin analizlerinden etkilenmiştir. 

Bir başka önemli ekonomist, Adam Smith ise serbest ticaretin faydalarını ‘’Milletlerin Zenginliği’’ adlı eserinde şöyle açıklar: 

“Uzmanlaşma, üretimi artırır ve ticareti herkes için daha karlı hale getirir.” 

Smith’in bu fikirleri, 1846’da İngiltere Başbakanı Sir Robert Peel’in Mısır Yasalarını kaldırmasıyla uygulamaya konmuş ve serbest ticaretin önü açılmıştır. Türkiye’de de serbest ticaret politikaları, ekonomistlerin pozitif analizleriyle şekillenmiş; ancak politikacılar, bu politikaları ulusal önceliklerle dengelemek zorunda kalmıştır. 

Türkiye’nin ekonomik tarihinde, ekonomistlerin ve politikacıların etkileşimi sıkça görülür. Örneğin, 2000’li yıllarda gerçekleştirilen ekonomik reformlar, IMF ile iş birliği içinde ekonomistlerin pozitif analizlerine dayanılarak uygulanmıştır. Bu reformlar, bankacılık sektörünün güçlenmesine ve enflasyonun kontrol altına alınmasına katkı sağlamıştır. Ancak, seçim dönemlerinde politikacıların normatif vaatleri, bu analizlerin önüne geçebilir. “Vergileri düşüreceğiz!” gibi vaatler, fırsat maliyetleri göz ardı edilerek sunulduğunda, uzun vadeli ekonomik dengeleri etkileyebilir. 

Kira kontrolü de Türkiye’de tartışma konusu olmuştur. Ekonomistler, kira sınırlamalarının konut arzını azaltabileceğini ve kiracıların uzun vadede daha büyük sorunlarla karşılaşabileceğini belirtirken, politikacılar bu tür düzenlemeleri halkın kısa vadeli ihtiyaçlarına yanıt olarak savunabilir. Bu durum, pozitif ve normatif yaklaşımların çatışmasını açıkça gösterir. 

Pozitif Ekonominin Katkıları 

Pozitif ekonomi, politika yapımında üç temel şekilde fayda sağlar: 

  • Mantıksal Yanılgıları Ortaya Çıkarır: Örneğin, Toplam sabit İşgücü Yanılgısı, iş sayısının sabit olduğunu ve serbest ticaretin veya otomasyonun işsizliği artıracağını öne sürer. Oysa ekonomik tarih, bu görüşün geçersizliğini kanıtlar; Türkiye’de de sanayileşme ve teknolojik gelişmeler, yeni iş alanları yaratmıştır. 
  • Fırsat Maliyetlerini Hatırlatır: Her politikanın bir maliyeti vardır. Türkiye’de seçim vaatleri genellikle “Eğitime daha fazla harcama yapacağız” gibi normatif ifadelerle sınırlı kalır. Ancak pozitif ekonomi, “Bu harcama, hangi kaynaktan karşılanacak?” sorusunu sorarak politikacıları gerçekçi olmaya zorlar. 
  • Etkileri Tahmin Etmeyi Sağlar: Tüketim fonksiyonu gibi modeller, gelirle harcama arasındaki ilişkiyi analiz eder ve örneğin KDV değişikliğinin ekonomiye etkisini tahmin etmekte kullanılır. Phillips Eğrisi ise işsizlik ve enflasyon arasındaki bağlantıyı gösterir. Türkiye’de Merkez Bankası’nın faiz politikaları, bu tür pozitif analizlere dayanır. 

Ekonomik politikaların başarılı olabilmesi için, ekonomistlerin pozitif analizleri ile politikacıların normatif vizyonlarının uyum içinde olması gerekir. 

Türkiye’nin ekonomik geleceği, bu iş birliğinin kalitesine bağlıdır. Mehmet Küçükeken gibi ekonomistlerin İMECE, RESMİ ve GAYRİMENKUL makro iktisat projeleri, yenilikçi çözümler sunarken; Keynes ve Smith gibi düşünürlerin fikirleri, bu süreçte yol gösterici olmaya devam eder. 

Ekonomistler ve politikacılar, Türkiye’nin yoksulluk, işsizlik ve eşitsizlik gibi sorunlarını çözmek için el ele çalışmalıdır. 

Bir elin nesi var, iki elin sesi var. 

Elele verip, Türkiye Ekonomisini yeniden ayağa kaldırabiliriz…